Zaman Zamanlama

Zaman Zamanlama sergisi Eren İnönü’nün yaklaşık 13 yıl boyunca çektiği fotoğraflardan özel bir seçki sunuyor. Alışılmış fotografik sunum yöntemlerinin dışında düzenlemelere yönelen sergi, fotoğrafın malzemeyle, uzamla ve izleyiciyle birlikteliğini ön plana alan bir anlayışı benimsiyor. İzleyicinin mekanla ve video ile birlikte deneyimlediği imgeler, aynı mekanların farklı zaman dilimlerinde çekilmiş fotoğraflarını barındırıyor.

İnönü’nün fotoğraf yaklaşımı, değişimin doğasını anlamaya yönelik bir kaygıyı barındırıyor. Fotoğraflar tek bir anın göstergesi olmaktan öte, farklı anların birlikteliğine ya da anlar arasındaki farklılıklara yoğunlaşıyor. Bu farklar, doğrudan değişimin kendisini işaret ediyor. Bu anlamda İnönü’nün fotoğraf fikrini, öncesi ve sonrası belirsiz olan tek bir görüntüden, video benzeri bir yapıya doğru ittiği söylenebilir. Bu durum fotoğrafın zamanla olan zorunlu ilişkisinden ötürü paradoksal görünmektedir. İnönü, bu paradoksun önüne ardışıklık fikriyle geçer. İki fotoğraf arasındaki zaman dilimi ne kadar uzun ya da kısa olursa olsun, bu fotoğraflar toplamda tek ve değişim halindeki bir imge oluşturmaktadır.

İzlenimci ressamların mekanları farklı zamanlarda resmetme anlayışında fotoğrafın gelişiminin etkisi azımsanmayacak önemdedir. Sanatçıların amacı bir mekanın resmini yapmaktan öte, sürekli hareket halindeki atmosferik etkileri resmetmek üzerine kurulmuştur. Resim, doğayı kavramak ve onun etkilerini simüle etmek ya da yeniden tasarlamak için bir araçtır sadece. İnönü de İzlenimcilerin serialist metodunu günümüz dünyası içinde sürdürerek, ilk çağdan bugüne uzanan en önemli problematiklerden birini, zamanı araştırmaktadır. Bu araştırmayı bir fizikçi gibi değil, akış içindeki fragmanlara yoğunlaşan mütevazi bir gözlemci olarak gerçekleştirir.

Tıpkı resim gibi fotoğraf da doğası gereği hareketi içerememektedir. Buna karşın tekrara dayalı yöntemlerle elde edilen iki ya da daha fazla imaj, belirli bir zaman aralığını işaret etmeye olanak tanır. Bu durum, zorunlu olarak izleyicinin iki imgeyi de görmesini, çerçevenin dışına çıkmasını ve uzamla ilişkiye girmesini gerektirir. Gözün iki görüntü arasında gezinmesi ancak bu şekilde, bedenin devreye girmesiyle mümkündür. Bu nedenle bu türden ardışıklık içeren çalışmalar, çerçeve içindeki imgelerin sembolik anlamlarına hapsedilmiş olan bir fotoğraf geleneğinin karşısında durur. Çalışmaların kavranması için imgelerin birlikteliğini deneyimlemek gerekir. Bu da çerçevenin içinde değil, mekanın fiziksel olanağında gerçekleşmektedir.

İnönü’nün yakalmayı seçtiği görüntüler de fotoğrafa olan yaklaşımıyla iç içedir. Endüstri, inşaat ya da tarım gibi doğrudan zamanı işaret eden etkinlikler, hava şartları, şehir ışıkları ve gök olayları bunlardan bazılarıdır. İnönü fotoğraf çekerken zamanın akışına eşlik etmeyi, onunla senkonize olmayı önemser. Işığın ve atmosferin sürekli değişen yapısı içinde, hangi anda fotoğrafın çekileceği fotoğrafçının ve doğanın (şans) birlikteliği ile üzerine bir meseledir. İnönü, bu mesele üzerine özel bir emek harcar ve mekanı fiziksel ve kültürel anlamda tanımaya çalışır. Bu nedenle onun fotoğrafları sadece o anda çekilmiş fotoğraflar değil, zihninde mekana dair daha önceden biriktirdiği bilgilerin ve anıların bir sonucudur.

Laurent Bolognini, Varyasyonlar 2, 2012